sayı 7
BAYKUŞ’TAN…
Açılım, en genel anlamıyla, varlığın kökten dönüşümü demek olan “devrim”den farklı olarak, mevcut konuyla ilgisinde varlık zemininin genişletilmesidir. Böyle alındığında, yaşanmış/yaşanmakta olan tüm açılım ve devrim girişimlerinin başarıyla sonuçlandığı kanaatine ulaşmamak kaydıyla, bütün bir tarihsel varlık alanı açılımların ve devrimlerin bileşkesi olarak görülebilir. Mitostan logosa geçiş, Magna Carta, Haçlı Seferleri, Rönesans, romantizmin yükselişi, 1789-1848 burjuva devrimleri, Keynesçi refah devleti, Bolşevik Devrimi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi vb., insani dünyadaki kimi devrimlerin veya açılımların örnekleridir.
Politik uzam söz konusu olduğunda, açılım iki ayrı kökenden ortaya çıkar: Ya muktedirler konjonktürel şartlar gereği mevcut perspektiflerinde genişlemeye gitmek durumunda kalırlar ya da –yurttaş topluluklarında– yurttaşların bir kısmı, gördükleri bir sorunu tüm topluma görünür kılmak ve mümkünse çözmek için harekete geçerler. Bu ikinci durumda, kullanılan araç ve yöntemlere, ve de araç ve yöntemlerin kullanıldıkları koşullara bağlı olarak hedeflenen ereğe kimi zaman ulaşılabilir, kimi zaman da ulaşılamayabilir; zira politik uzamdaki her genişleme, iktidar açısından nüfuz edilmesi gereken yeni ilişki biçimleri ve ağları doğurur. Bu durumda, konusuyla ilgisinde açılım bir bahşetme olarak değil, hükmedenlerin kendilerini içinde buldukları yeni duruma uydurma, artık görmezden gelinemez olanı makul sınırlarda tutma projesi olarak şekillenir; lakin bu ilişki biçimlerinden bazıları direnir. Bu nedenle açılım, iktidarların, her tek durumda, elde etmeye çalıştıkları bir arzu nesnesi olarak ortaya çıkmaz. Bu yüzden de, bir arzu nesnesi olarak değil ama kendini dayatanı makul sınırlarda tutma projesi olarak açılım gündeme düştüyse, sürecin belirsizleşmesi ve gerginleşmesi kaçınılmaz olur; keza bu durumlarda açılım, zaten çoktan açılmış olanın berisinde/gerisinde yeni bir uzamın inşasına soyunan manipülasyonun adı olur.

